All Posts

HEMODİYALİZ HASTALARINDA PSİKOLOJİK SORUNLAR, STRES ve UYKU YÖNETİMİ

HEMODİYALİZ HASTALARINDA PSİKOLOJİK SORUNLAR, STRES ve UYKU YÖNETİMİ

Hastalıklar karşısında hele ki kronik hastalıklar karşısında hepimiz benzer ruhsal tepkiler veririz. Hastalığa yakalanma süreci öncelikle bunu inkar etme, kabullenememe ile başlar ancak daha sonra öfkeyle, depresyonla ve nihayet kabullenme ile sona erer. Bu son derece insani bir duygusal süreçtir. Ölüm korkusu, hayatta kalmak için tedaviye bağımlı olma zorunluluğu, beden biçiminde bozulma endişesi, bazı yetilerimizi kaybetmek ya da kaybetme korkusu, sosyal hayatımızdaki bazı alışkanlıkları yitirme korkusu gibi pek çok durumla başetmek zorunluluğu ortaya çıkar. Bu da bizi çoğu zaman ruhsal olarak yorar ve bazı psikolojik sorunlar yaşamamıza yol açar. Var olan hastalık, kültürel ve dini yaşam tarzı, aile ve sosyal çevre, geçmişte yaşadığımız diğer hastalıklar, geçmiş kayıplarımız gibi pek çok sebep üst üste eklenerek yaşadığımız durumla başetmeye çalışırken ciddi bir stres oluşturur. Hatta bazen hastalığımız nedeniyle yalnız kalacağımızı, ağrı, sızı çekeceğimizi, işlerimizin yarım kalacağını, hayat planlarımızın değişeceğini ve hayattan zevk almamızı sağlayan şeylerden uzak kalacağımızı düşünürüz ve bu da kaygılarımızı daha da arttırır.

Kronik böbrek yetmezliği hastaları da benzer sorunlarla karşı karşıyadır. Hastalarımızın çoğu hemodiyalize gireceklerini öğrendiği anda stres ve endişe yaşamaya başlarlar. Ancak hemodiyaliz uzun süreli bir tedavidir ve hastaların bununla başedebilmesi için hızlıca uyum sağlayarak yaşam kalitesini yükseltmesi gerekir. Eğer bu uyum sağlanmaz ya da sağlanması uzun sürerse öfke, endişe ve korku ile yaşamları daha zor bir hale gelecektir. Bu sorunların çoğunun kişisel çabalarla ve sağlık ekibinizden talep edeceğiniz yardımla çözüm bulabileceğini unutmamak gerekir.


Hastalarımız için en büyük stres nedenlerinden birisi diyaliz işleminin kendisidir. Haftanın belli günlerinde dört saatlik uzun br sürede bir makineye bağlı kalma zorunluluğu tek başına bir stres kaynağı oluşturur. Hastalarımız doğal olarak kendilerini tedaviye ve diyaliz merkezine bağımlı hissederler. Yaşam boyu tedavi gereksinimini kabul etme zorunluluğundadırlar. Tedaviye bağlı hipotansiyon, kramp gibi komplikasyonlarla karşılaşabilirler. İlaç tedavisi, diyet yapma ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi, cinsel sorunlar, sağlık personeli ile ilişkiler de yine stres oluşturabilir. Ancak diyalize başlandıktan yaklaşık bir ay kadar sonra başlangıçtaki sıkıntıların azaldığı, hastanın diyalize alıştığı ancak bunun yanında makineye bağlı olma ile ilgili psikososyal sorunların ise arttığı görülmektedir. Bazı hastalarda bu süreç bir yıla kadar uzayabililir. Bu sürenin kısalması için hasta, hasta yakını ve ailesi ile sağlık ekibinin bir uyum içinde hareket etmesi, gerekirse psikolojik ya da psikiyatrik hatta sosyal yardım alması doğru olur. Hastaya tedavi ve bu tedavi ile ulaşılabilecek hedefler konusunda detaylı bilgilendirme yapılmalıdır.


Sağlık ekibi ile hastanın ilişkileri hastanın uyumu ya da kaygısında önemli rol oynar. Sağlık ekibinin psikolojik desteği, empati yapması, kaygının azaltılması ve hasta uyumu için önemlidir. Hastanın, hastalığından dolayı yaşadığı kaygıyı, yakınlarına ailesine ve çevresine yansıtabileceği bilinerek ilişki kurulmalıdır. Hastanın duygu ve davranışlarının nedenini anlamak gerekir. Hastanın kaygısı, agresif davranışlara ve öfke kontrolü sağlayamamasına neden olabilir. Bunun sonucu olarak aile içi ilişkileri bozulabilir. Endişe ve üzüntü ile baş etme güçlüğü çekilen durumlarda, kaygının azaltılması ve stresle baş etmek için kişinin psikolojik destek alması gerekebilir.


İleri düzeyindeki kaygının tedavisinde ilaç, telkin, gerçekçi yaşam hedefleri belirleme, psikososyal desteklerin arttırılması ve özgüveninin desteklenmesine dönük psikoterapi uygulanmalıdır. Bunun için bir psikiyatristten destek almak en doğru yoldur.


STRES YÖNETİMİ


Kronik hastalığa ek olarak, hastalarımızda tedaviyle ilgili sorunlar, ağrı, huzursuzluk hissi, yiyecek ve sıvı kısıtlamaları, yorgunluk, halsizlik, stres ve yetersizlik hissi gibi birçok stres faktörüyle karşı karşıyadır. Stresin olumsuz etkileri insanlar üzerinde baskı oluşturabilir ve kaygı, endişe, ruh hali değişimleri ve fiziksel hastalıklar gibi fiziksel, davranışsal ve psikolojik sonuçlara yol açabilir.

Stres yönetimi, insanlar için faydalı bir beceridir. Araştırma sonucunda hastaların en fazla ailelerinden destek aldığı, bunu sırasıyla sağlık personeli ve arkadaş desteğinin takip ettiği saptanmıştır. Stresle başa çıkma becerileri, hastaları yaşamın zorluklarıyla daha iyi başa çıkmaya hazırlar. Stresle başa çıkma becerileri, stresi önlemek, yönetmek ve azaltmak için davranışsal-bilişsel faaliyetler ve süreçlerdir. Önleyici stratejiler genellikle çeşitli stres yönetimi tekniklerini denemeyi içerir, böylece insanlar psikolojik ve fiziksel sorunlara yol açmadan önce stresi yönetmeyi öğrenebilirler. Güçlü öz yeterliliğe sahip kişiler stresle başetmekte çok daha başarılı olacaklardır. Bu da kendine güven ve inanmakla mümkün olabilir. Stres ile başetmede en önemli adım diyaliz tedavisinin ne olduğu ve tedavi ile nasıl sonuçlar elde edileceğidir. Diyaliz tedavisinin böbrekleri iyileştirmek için değil hayatı devam ettirebilmek için gerektiği gerçeğini kabullenmek en önemli adımdır.


Bozulan ya da sınırlar konulan arkadaş ve aile ilişkilerinin düzeltilmesi stres yönetimi için önemlidir. Bazı hastalar hastalıkları nedeniyle kendilerini aile ortamından ya da arkadaş çevresinden soyutlamışlardır. Arkadaşları ile biraraya gelip sohbet etme, oyun oynama, akraba ziyaretleri, spor yapma, alışverişe gitme, araç kullanma faaliyetlerini terk ederler. Oysaki hemodiyaliz tedavisi bu saydıklarımızın çoğunu yapmaya engel teşkil etmez. Arkadaşları ile tekrar akşam yürüyüşlerine çıkan, kıraathane sohbetlerine ya da oyunlarına tekrar katılmaya başlayan hastaların ruhsal olarak daha iyi hissedeceklerine şüphe yoktur. Pek çok hemodiyaliz hastası kendini bu alışkanlıklardan gereksiz yere soyutlamışlardır. Maneviyata önem veren hastalarda dini ve manevi konuların hastalıkla baş etmede motivasyon aracı olarak değerlendirilmesi, mümkünse sosyal destek terapi ve eğitim gruplarına katılım sağlanması stres yönetimi için önemlidir. Bu tür gruplar ülkemizde son derece kısıtlıdır ancak hastaların bir araya geldiği tedavi salonları, bekleme alanları ve servis araçları bile aynı dilden konuşan kişilerin rahatlıkla empati yaptığı ve sohbet edebildiği ortamlar oluşturmaktadır.


Bireysel olarak ise nefes ve gevşeme egzersizleri yapmak, uygun fiziksel aktiviteler (yürüyüş, uygun sporlar), zaman planlaması (günlük işlerin, eğlence ve dinlenme zamanlarının planlanması) yapmak stres yönetimi için önemlidir.


UYKU BOZUKLUKLARI


Hastalarımızda yaşam kalitesini olumsuz etkileyen en önemli problemlerden biri de uyku sorunlarıdır. Uyku sorunları doğrudan anemi, yetersiz diyaliz vb. hastalıkla ilgili sebeplere bağlı olabileceği gibi, anksiyete, depresyon gibi psikolojik nedenli de olabilir. Diğer stres kaynaklarının yanı sıra hemodiyaliz seansları sırasında uyuklama, sabahın erken saatlerinde veya geç saatte hemodiyaliz tedavisi alma, hemodiyaliz merkezine gidiş-dönüşte yolda geçen süre, sedanter yaşam, alkol ve kafein tüketimi gibi yaşam biçimi de uyku düzenini olumsuz yönde etkileyebilir. Sorunun çözülmesi için öncelikle sebebi incelenmeli ve tedavi edilmelidir.


Gündüz uykusu, hemodiyaliz hastalarında gece etkin uyumanın sağlanamaması nedeniyle gün içerisinde kısa kısa uyuklamaların olmasıdır. Bu durum hastaların gündüz işlerini yerine getirmesine engel olduğu gibi gece de uyku kalitelerinde bozulmalara neden olmaktadır. Ayrıca baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu gibi nedenlerle uykuya dalma veya sık sık uyanma gibi uykusuzluk diye adlandırabileceğimiz durumlar, huzursuz bacak sendromu ve uyku apnesi yine sık görülen uyku sorunlarındandır.


Uyku hijyeni önerilerinin gözden geçirilmesinin yanı sıra, ağrı, kaşıntı, depresyon veya anksiyete gibi uykuyu etkileyen semptomların belirlenmesi ve tedavi edilmesi uykusuzluğu iyileştirebilir. Hastalar daha fazla hafif egzersizler yapmaya teşvik edilebilir ve bu da uyku kalitesinde iyileşme sağlayabilir. İlaçla tedavi çoğunlukla kısa süreli uykusuzluk için uygundur. Kronik uykusuzluğun uzun süreli ilaç kullanımı, belirli durumlarda gerekli olsa da, tercih edilmemektedir. Hemodiyaliz hastalarının uyku kalitesini iyileştirmek amacıyla aromaterapi, refleksoloji, akupressure, progresif gevşeme egzersizleri (PGE), masaj, uyku hijyeni gibi yöntemler uygulanmaktadır. Gelin bu basit ve kendi kendinize uygulayabileceğiniz yöntemlere bir göz atalım. Özellikle uyku hijyeni sağlamak uyku sorunlarının giderilmesinde oldukça etkili görünüyor.


Uyku Hijyeni İlkeleri


 Haftasonları da dahil her gün aynı saatte uyanın. Gerekirse alarm kurun.

 Gündüz kestirmelerinden kaçının.

 Günün ilerleyen saatlerinde kafeinli ürünler, nikotin ve alkol kullanmaktan kaçının.

 Uyumadan iki saat önce ağır yiyecekler yemekten kaçının.

 Uyku için uygun çevresel koşulları sağlayın. (Yüksek ses ve ışıktan kaçının)

 Yatmadan birkaç saat önce stresli aktivitelerden kaçının. (Gürültülü ortamlardan uzak durmak gibi)

 Düzenli olarak yürüyüş, bahçe işleri gibi hafif fiziksel aktiviteler yapın.

 Gevşemek için vücut ısısının sıcaklığında su ile duş alın.

 Yatak odasında uyku haricinde herhangi bir aktivite (TV izlemek gibi) yapmaktan kaçının .


Progresif Gevşeme Egzersizleri Uygulama Basamakları


 Kollarınızı iki yana sarkıtın ve bir yandan nefes alırken, ellerinizi yumruk yaparak el kaslarınızı gerin. Yumruklarınızı sıkın, sıkın, biraz daha böyle durun ve yumruklarınızı açın ellerinizin gevşemesine izin verin.

 Ellerinizdeki gevşekliği bozmadan kol kaslarınızı gerin, gerin ve biraz daha gergin tutup bırakın. Kol kaslarınızın çözüldüğünü hissedin.

 Omuzlarınızı yukarı doğru kaldırarak omuz ve boyun kaslarınızı gerin, gerin biraz daha gergin kalıp bırakın. Gerginliğin omuzlarınızdan ve boynunuzdan uzaklaştığını hissedin.

 Derin bir nefes alıp göğsünüzde tutun, göğsünüzdeki kasların gerildiğini fark edin, kaslarınızı gergin tutun, tutun ve bırakın. Derin ve rahat nefes alıp vermeye devam edin. Göğüs kaslarınızın gevşediğini hissedin.

 Burnunuzdan derin bir nefes alıp karnınızda tutun, tutun karın kaslarınızın iyice gerildiğini fark edin ve ağzınızdan nefes verirken bu kaslarınızı da bırakın. Karın kaslarınızın gevşediğini hissedin.

 Derin bir nefes alıp, kalça kaslarınızı gerin, nefesinizi tutun ve kalçalarınızdaki gerginliği bir kaç saniye daha hissedin ve bırakın. Kalça kaslarınız iyice gevşesin.

 Bacaklarınızdaki kasları kasın ve gerildiklerini fark edin ve nefes verirken bu kasları da bırakın ve gevşemelerine izin verin.

 Bacaklarınızı gevşek tutarak ayaklarınızı öne doğru uzatarak ayaklarınızdaki bütün kasları gerin ve ayak parmaklarınızı bükün ve bırakın. Ayak parmaklarınızı düzeltin ve gevşemelerine izin verin. Ayağınızdaki gerginliğin kaybolduğunu hissedin.

 Derin bir nefes alırken yüzünüzdeki kasları gerin, yüzünüzü buruşturun, kaşlarınızı çatın ve çenenizi kasın. Yüzünüzdeki kasların hepsinin gerildiğini hissedin. Nefesinizi verirken tüm yüz kaslarınızı serbest bırakın. Yüzünüzdeki gevşekliği hissedin.

 Derin bir nefes alırken bütün bedeninizi kasın kollarınızı, omuzlarınızı, göğsünüzü, karnınızı, kalçalarınızı, bacaklarınızı, ayaklarınızı kasın kasın ve bırakın. Tüm bedeninizdeki kasların gevşediğini hissedin.


Unutulmamalıdır ki hekim, hemşire, diyaliz teknikerleri, psikolog, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanları gibi pek çok profesynel diyaliz merkezlerinde sizlerin sağlığı için hizmet vermektedir. Her türlü sağlık sorununuzda sizlere çare olmak ya da yol göstermek adına oradadırlar. Onlardan yardım istemekten çekinmeyin. Unutmayın ki hemodiyaliz sizi hayata küstüren değil, hayata bağlayan bir tedavidir. Herkese sağlıklı günler dilerim.

Dr. M. Berk Torun